“Ben Coğrafyanın İyi Bir Tasarımcı Olduğunu Düşünüyorum”

Space Graph serginizden bahsedebilir misiniz biraz?

Serginin mimarlıkta mekan üretme faaliyetini sorgulamak gibi bir kaygısı var. Buradaki işler bizim ofis içinde denemek istediğimiz ama uygulamalarımızda yer veremediğimiz, bazı projelerde bir şekilde test edebildiğimiz ama daha rafine şekilde görmeye çalıştığımız bir mimarlık araştırmasının parçaları. Her şeyin değişip dönüştüğü bu dönemde mekan üretme faaliyetini sorguluyoruz ve statik işler yapan bir meslek dalı olan mimarlık ile bu dönemi nasıl tekrar ele alabiliriz sorularının cevbını arıyoruz.

Mekanın bitmiş ve statik bir algısı vardır, ama mekanlar da bir süreç sonucu oluşur veya kullanıcılarının değişip dönüştüğü bir çevre içerisinde şekillenir. Modernizm ile birlikte mimarlıkta da “zaman” farklı bir şekilde ele alınmaya başladı. Kullanıcının mekanı deneyimlediği, kullanıcı ile statik mekan bir araya geldiğinde daha dinamik bakış açılarının ortaya çıktığı bir dönemden bahsedebiliriz. Mesela Gropius’un Bauhaus Binası bunun en iyi örneklerinden biri. Binanın tek açıdan ikonik bir perspektifini yakalamak zordur, ancak binanın içine girip dolaşıldığında yapının birimleri arasındaki özgün ilişkiler ortaya çıkar. Bir yandan zaman ile de ilişkimiz değişti, sürekli bir iletişim bulutuna dahiliz. Cep telefonu ile yatağa giriyorsunuz ve neredeyse her saat size ulaşılabiliyor, sosyal medyanın işçileri gibi çalışıyoruz. İnsanın kendine ayırması ve kendi bilincini geliştirdiği zaman dilimi gittikçe küçülüyor. Bu anlamda zamanla ilişkimizi de, zaman anlayışımızı da değiştirmemiz/geliştirmemiz gerekiyor. Aynı zamanda da mimarinin de değişimi veya hareketi içerecek şeyler olmaması bize ilgi çekici geliyor. Biz de sergide bu eksende düşünmeye çalıştık.

Elbette bu tek kişilik bir çalışma değildi. Efe Mert Kaya, Maurizio Braggiotti robotla oluşturduğumuz animasyonla, Şevki Topçu dijital üretim tekniklerine dair katkılarıyla, Ali Gürevin ve Bahar Türkay, Salon için bir manifesto niteliği taşıyan UpWind kitabını hayata geçirmeleriyle çok büyük emek sarfettiler. Dilek Öztürk’ün koordinasyonunda bir sergiye dönüştürüldü. Sergiye paralel konuşmalar düzenledik ve bu fikirleri test etmek için önemliydi. Bu kapsamda Şebnem Yalınay Çinici, Gökhan Karakuş mekanla ilgili kaygılarımızı teorik anlamda nerede durduğunu tarif etmesi anlamında önemli parçası oldu. Sergi üretim ve kurulumunda Cem Üstün, Egemen Kaya, Betül Kısa, Nijat Mahamaliyev, Aras Kalkan ve Ece Avcı çok kısa zamanda büyük işler yaptı diyebilirim. Tabii tüm bunlar Versus Galeri’nin ekibi, Leyla Ünsal ve Mert Ünsal’ın vizyonu ve motivasyonu ve Tuana Pulak’ın operasyonu olmadan gerçekleşemezdi. Onlara buradan bir teşekkürü borç bilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir